
Evet, uzun bir ara verdim.
2000’lerin başında, Internet hâlâ çoğunlukla statik HTML sayfalarından ibaretken, bir blog açmıştım. Açma amacım, yazdığım C++, Apache, Java ve UML kitaplarım için sağladığım alan adının kuru kalmaması idi. Sonra zamanla evrildi.
2000’lerde Java/Linux paylaşıyor, açık kaynak dünyasının heyecanıyla geceleri uyumuyor, arada bir de “hayat aslında neydi” diye iki satır karalıyordum. Okuyan vardı, yorum yazan vardı, hatta “abi senin yüzünden 14 saattir kod derliyorum” diye kızan bile vardı. Güzeldi.
Sonra 2010’ların başında hayat hızlandı. Twitter (pek katılmadım), Facebook (bir iki yıl sonra beni sıktı), sonra Instagram, TikTok (bunlara bulaşmamış olmaktan mutluyum)… Ancak herkes bir anda 280 karaktere sıkıştı. Uzun uzun bir şey yazmak hem demode oldu hem de kendimi tekrarlar gibi hissettim. Bir süre sustum.
Bu süre içinde değişen çok şey oldu; evlendim, aileden arkadaşlardan kayıpları yaşadım, bir sürü startup içinde kurucu, danışman, mentor olarak tol aldım, yarı zamanlı hoca olarak ders anlatma konusunda da 20 yılı devirmeye yaklaştım.
Elbette teknoloji de bambaşka bir şeye dönüştü (yada dönüşmedi, tartışırız).
Ailem ve Portakal Teknoloji dışında çevremdeki herşeyin dönüştüğünü söylesem yanıltıcı olmaz.
Şimdi 2025’in sonlarındayız.
- Artık kimse saatlerce kernel derlemiyor (yada derliyorsa bile bunu uzun uzun anlatmıyor); yakın çevremdeki herkes bulutta container orkestrasyonuyla uğraşıyor (yada geç kaldık ama geçmek lazım diyor).
- Java hala var ama framework enflasyonu ve kavgaları sakinleşti, artık Spring Boot’un ötesinde LLM’leri nasıl fine-tune edeceğimizi konuşuyoruz.
- Açık kaynak hala kalbimde, ama artık “lisans kavgası”ndan çok “kurumsal açık kaynak stratejisi”, “inner source”, “yönetişim”, “standartlara uyum” gibi konulara kafa yoruyorum. Özgür yazılım romantizmini bırakmadım; sadece onun nasıl sürdürülebilir bir iş modeli ve teknoloji yönetimi pratiği haline gelebileceğini merak ediyorum.
- Tarımdan yapay zekaya, teknoloji üreten herkese kendimce akıl fikir vermeye devam ediyorum.
Bu yüzden geri dönüyorum.
Bu blogda artık şunları göreceksiniz:
- Bulut mimarileri, maliyet optimizasyonu, çoklu bulut stratejileri üzerine acı tatlı deneyimler,
- Yapay zeka ve büyük dil modellerini gerçek hayatta nasıl kullandığımız / kullanamadığımız,
- Teknoloji takımlarını nasıl yönettiğimiz, nasıl batırdığımız, nasıl kurtardığımız
- Hâlâ açık kaynak aşkıyla yazılmış araçlar, projeler, fikirler
- Arada bir de, evet, hâlâ “hayat aslında neydi” sorusuna verebildiğim kadarıyla cevaplar
Eskiden olduğu gibi derin teknik detaylara gireceğim yerler olacak, ama artık bir şeyleri sadece “çalıştırdım, oldu” diye değil, “bunu 50 kişilik bir takımla nasıl ayakta tutarız” diye anlatacağım.
Hem bireysel geliştirici gözüyle, hem de teknoloji yöneticisi gözüyle bakacağım aynı konuya. İkisini birden yaşamış biri olarak, arada köprü kurmak istiyorum.
Kısacası: Ben hala aynı adamım. Sadece 25 yıl geçmiş, saçlar azalmış, sorumluluk artmış, dünya dönmüş. Ama yazma isteği hâlâ dipte duruyormuş, fark ettim.
Hoş geldiniz. Yeniden. Beraber epey konuşacak şeyimiz var gibi görünüyor.